1 sene önce
1 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türk askeri Libyaya peyderpey gidiyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal D, CNN Türk ortak yayınındaki “Cumhurbaşkanı İle Özel” programında, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, sadece Irak’ta meydana gelen budeğil, bölgenin şu anda çoksıkıntılar yaşadığını, Orta Doğu’nun adeta “kaynadığını” dile getiren Erdoğan, “Bir taraftan malum bizler Suriye’de belli sıkıntıları yaşıyoruz, öbür tarafta Libya ile ilgili gelişmeler… Tabii bütün bunlarla uğraştığımız bir anda böyle bir olayın patlak vermesi gerçekten düşündürücü. Herkes şu soruyu soruyor: Bu nereye gider?” ifadelerini kullandı.

ABD-İran gerginliğinin çeşitli vukuatlar üzerinden hep dönemsel olarak tırmandığına işaret eden Erdoğan, “Bu gerginliğinaltında tutulması, azaltılması ve bunun yanında diplomasi usulüyle geride bırakılması için bugüne kadar biz Türkiye olarak çokgayretler gösterdik, hala da gösteriyoruz.” dedi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu konuyla ilgili olarak gerek Batı ülkeleriyle yaptığımız görüşmeler var. İtidalli ve serin kanlıedilmesi yönündeki telkinlerimizi her vesileyle dile getirdik ve buna da mecburuz. Çünkü işin bir yanında da biz varız. Bu konudaendişeleri paylaştığımız ülkelerle yakın eşgüdüm içerisindeetmemizin gerekliliği üzerinde durduk, duruyoruz. Tüm gayretlere ve uluslararası girişimlere rağmen ABD-İran gerginliğininedilen çözüme kavuşturulması şuiçin mümkün olamadı. Krizindönemde özellikle Irak üzerindentırmanmaya başladığını gördük. Yerin de Irak olarak seçilmiş olması manidar.”

“Bölgemizde biz herdış müdahalelere karşı durduk”

Bu süreçte Irak’ın çatışma alanı haline getirilmesinin hem Irak’ın hem bölgenin barış ve istikrarınavereceği uyarısını da kuvvetle vurguladıklarına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zira Astana sürecinde bizİran ile Rusya ilehareket ediyoruz. Bütün bunlarlaIrak ile yaklaşık 350 kilometre sınırımız var. Onlarla da ilişkilerimiz gerek tarih itibarıyla gerek fiziki olarak bunu da bir kenara koymak mümkün değil.” diye konuştu.

“Bütün bunlara rağmen Irak’taki bazı Amerika hedeflerine yapılan saldırılarla başlayan gerginlik, yani bununla büyükelçiliği kastediyorum, bu gerginlik Kasım Süleymani’nin de öldürüldüğü ABD’nin operasyonuyla kritik bir aşamaya geldi.” değerlendirmesini yapan Erdoğan, Türkiye olarak bölgede herdış müdahalelere karşı durduklarını ve bu saldırıyı da bu bakışla değerlendirdiklerini vurguladı.

Gerek Cumhurbaşkanlığı gerek partisi gerekse Dışişleri Bakanlığı olarak açıklamaların yapıldığına da değinen Erdoğan, şöyle konuştu:

“Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesinin Irak başta olmak üzere, bölgemizin huzur ve istikrarı açısından yarattığı yakın riskleri de kaygıyla takip ediyoruz çünkü bu iş burada bitmeyecek. Bunun muhakkak bir takip eden süreci de olacak. Nitekim burada Hamaney’in yapmış olduğu açıklamayı bir kenara atamayız. Kimse de atmamalı. Bunun yanında Trump’ın ’50 küsür noktayı tespit ettik, herhangi bir şeyin olması halinde biz bu 50 küsür noktayaolarak her türlü vuruşu yaparız.’ Tüm taraflarıngöreceği bir noktaya gelmeden bu geriliminaltına alınması lazım. Orta Doğu çok yoruldu. Orta Doğu’yu sürekli olarak adeta kan gölü haline getirilmesi için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar. Şu anda bir tarafta bakıyorsunuz Barış Pınarı harekatında Amerika bölgede. Ciddi manada buraya silah yatırımları yaptı, üsleri var. Öbür tarafta Fırat’ın batısına bakıyorsunuz, orada Rusya. Güneye iniyoruz orada rejim aldığı çok büyük desteklerle ki bu desteğin içerisinde ABD’nin verdiği destek var, İran’ın verdiği destekRusya’nın verdiği destek var. Çok açık net söylemem lazım. Artık bundanduramam, İdlib gibi bir yerde şu anda 300 bini aşkın insan bizim sınırlara doğru yükleniyor. Peki biz bunların altından nasıl kalkacağız? Bu insanları kendi topraklarında iskan edebilmenin hesabı içerisindeyizkış mevsimindeyiz. Kızılayımız AFAD’ımız hepsi elinden gelen gayreti gösteriyor. Nereye kadar? Mevsim koşulları ne getirecek ne götürecek, bütün bunlarlabiz insani ve vicdani şukadar her türlü adımı attık. Bugün de10’u aşkın İdlib’de insan öldürüldü. Bizim amacımız, bunlar sivil, ülkemiz ve bölgemiz için ensonucu ortaya çıkarmak. Bu adımları tespit edebilmek için de uluslararası toplumla eşgüdüm halinde, gereken gayreti gösteriyoruz, göstermeye de devam edeceğiz.”

“İtidal. Başka bir çözümümüz yok”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte bazı ülkelerin liderleriyle görüşmeler yaptığını, başta Hasan Ruhani ile görüştüğünü aktararak, “İtidal. Başka bir çözümümüz yok. Aynı şekilde Irak Cumhurbaşkanı ile yaptığım görüşme var. Yine aynı durum. Bunun yanında Batılı ülkelerle örneğin Macron ile yaptığım görüşme var. Katar Devlet Başkanı Şeyh Temim ile yaptığım görüşme var. Aynı şekilde yanımdaki arkadaşlarımın muhataplarıyla yaptıkları görüşmeler var. Dışişleri Bakanım, Rus Dışişleri Bakanıyla görüşme yaptı. 8’inde Sayın Putin buraya geliyor. Burada bütün bu konuları, bölgesel ve aynı zamanda Türk Akım ile ilgili konuları enine boyuna masaya yatıracağız.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kasım Süleymani’nin önemli görevler üstlendiğiniederek, “Bir insanı durup dururken korgeneralliğe yükseltmezler, buraya kadar yükseltmişler, böyle bir insan.” dedi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada bu tür bir insanın seçilmesi,bazı benzetmeler de yapıyorlar, malum DEAŞ’ın başındaki kişiyle ilgili yaptıkları benzetmeler türünde benzetmeler. Kasım Süleymani aslında olayın onların heveslendiği gibi bir halifelik şeyinde olan bir insan değildi. Çünkü oranın zaten o makamında sayılabilecek kişi zaten belli Hamaney’dir. Ama komuta dediğimizo noktada da şunu çok açık net söylemek lazım Kasım Süleymani birbu noktada kendini ispat etmiş ve Hamaney tarafından da kendisine istisnai bir değer verilmiş olan bir kişi. Böyle bir noktada ABD’nin onu seçmiş olması özellikle bölgede ne yazık ki gerginliklerin artmasına vesile olmuştur. Şu anda bir ülkenin, bir devletin en üst kademesindeki bir komutanınıki öldürmek herhalde karşılıksız bırakılmaz diye düşünüyorum. Bundan dolayı da buradaki seçicilik bana göre isabetli olmamıştır diye düşünüyorum Bu bölgedeki gerginliği maalesef artıran bir adım olmuştur.”

Trump ile görüşme

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de yaşananları hep konuştuklarını, 33 bin tır silah, mühimmat, araç ve gerecin terör örgütlerine verildiğini hatırlattı.

Erdoğan, “Eğer bir terörist gözüyle bakıyorsan peki obu teröristlere verdiğiniz desteği nereye koyacağız? Ama eğer terörist olarak değil de İran’ın generali olarak değerlendiriyorsan bunu nereye koyacaksın?” diye sordu.

Bunların anlamlandırılmasının da kendisinegeldiğini belirten Erdoğan, “Bir deyanı biz o akşam Trump ile bir görüşme yaptık, 4-5 saat sonra bupatlak verdi. Demek kiplanlanmıştı. Haberi alınca şok olduk. Ben özellikle kendisine (Trump) İran’la gerilimin tırmandırılmaması telkininde bulundum.” dedi.

Türkiye’nin sadece bölgenin istikrar adası değil, bölgedeki istikrarın da teminatı olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bu bilinçle davranıyoruz ve özellikle de sürekli diplomasiye dikkati çekiyoruz. Diplomasiyle buradaki süreci bizim çalıştırmamız lazım. Bu istikrar bozulduğu anda İran bundangörür, Irak görür, Türkiye görür. Bu bölgede hepimiz bundangörürüz. Zaten şu anda sen İran’a yaptırımlar uyguluyorsun. Uyguladığın bu yaptırımlar sebebiyle zaten böyle birsöz konusu. Şu andabize yaptırım uygulamıyor diyebilir miyiz? İşte F35’ler konusunda ‘Vermeyeceğim’ diyor. Burada Sayın Trump’ın direnmesi lazım, hala 1 milyar 400 milyon dolar ödemesini yaptığımız F35’lerimizi alamıyoruz. Yani bizim daha yapmamız gereken 1 milyar dolarlık bir ödeme varbiz buna rağmen uçaklarımızı alamıyoruz. Peki bunu uluslararası ilişkilerde veya ticarette nereye yerleştireceğiz? Bu doğru bir yaklaşım mı dürüst bir yaklaşım mı? Ama görüşmelerimizde de söylenen şey ‘Biz Türkiye’yi seviyoruz. Bu düzelecek, bunların hepsi yoluna girer.’ Girer de bizim canımız çıktıktan sonra bu yoluna girse ne olur. Mesela bir S400 olayı bahane edildi iş buralara getirildi. ‘Bize Patriot verin, biz onu da alalım onu da alalım.’ Buna dabakılmıyor, buna da sıcak bakılmıyor. Böyle biriçerisinde biz şu anda bir denge politikası içerisinde Türkiye olarak süreci işletiyoruz.”

Libya ile anlaşma

Erdoğan, Libya ile yapılan anlaşmayla ilgili sürecin başbakanlığı dönemine dayandığını kaydederek, “Libya ile bugün yaptığımız anlaşmanın daha geniş kapsamlısını biz Kaddafi döneminde adımını attıkömrü vefa etmedi. İşi imza noktasına getiremedik. Şimdiortada bu karışıklıklar var. Bizim de oradan bir tecrübemiz var. Artık bunu çözmemiz lazım. Şimdi Libya sahiliyle bizim sahil, bu sahiller birbirini görüyorsa siz burada kıta sahanlığı anlaşmasını yaparsınız. Uluslararası bir hak, deniz hukukuna uygun. Enbir sıkıntı burada burada söz konusu değil. Onun için de dikkat ederseniz çokkonuşamıyorlar.” diye konuştu.

Bölgede Türkiye’nin iki sondaj, iki de araştırma gemisi olduğunu, birdaha gemi alma durumu bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

“Güney bölgesinde eğer bu aramalarverirse bunun bütün bereketi Libya’nın. Kuzeyde de Türkiye’nin. Buraya böyle girildi, adım böyle atıldı. Şu anda da her ikibundan memnun olduğu gibi halkların memnuniyeti de söz konusu. Tabii işinboyutuayrı. Şu anda karada Libya’damanada petrol, doğalgaz çıkarılıyor zaten o ayrı bir konu. Fakat hazmedemeyenler var. Türkiye gelmese birileri muhakkak gelecekti. Uluslararası şirketler olabilir vesaire. Kaldı ki şu anda bizim bu anlaşma yaptığımız yere, biz yanımızauluslararası şirketleri alabiliriz, bunabiryok. İsim vermeme de gerek yok. Uluslararası şirketlere teklifler yaparız, bu teklifler neticesinde onları da bu çalışmanın içerisine katabiliriz. Şirketler gelecekler, ortaklaşa onlarla böyle bir çalışma yapabiliriz.”

 

Libya ile yapılan anlaşmanın içeriği hakkında bilgiler veren Erdoğan, “Burada dikkati çekilen bir yer var. Burası Girit. Biz Girit’in kıta sahanlığı diye bir şey hiç… Girmedenonun doğusundan ve Rodos’un oradan kendi sahilimize ve Akdeniz’de de en uzun kıyı şeridine sahip olan biziz. Böyle de bir özelliğimiz var. Bizim bu attığımız adımdan önce içeride kimler rahatsız oluyor? Bu önemli. Bu rahatsız olanlara dedik ki ‘Bakın bizim Libya’ya girişimiz bugün değil. Geçmişte de özellikle de Yunan ve Rum ikilisinin buradabizi Akdeniz’e hapsetme planları bozuldu. NATO zirvesinde yaklaşık 1,5 saat Yunan Başbakanı ve heyetiyle şahsım ve heyetim görüşme yaptık. ‘Bu hukuka aykırıdır.’ falan dedi. ‘Eğer hukuka aykırıysa siz hukuka aykırı olmayan yollara başvurun. Oradan bu işi çözün.’ dedim. Biz şu anda bir devletle anlaşma yaptık. Siz şu anda Hafter’le çalışıyorsunuz. Hafter’in hukuki bir karşılığımı? Yok. Hafter, aslında şu anda uluslararası camianın tanımadığı, orada bir darbeci sıfatıyla bulunan birisidir. Bunu göreceksiniz ve kabul edeceksiniz. Meşru hükümetle biz çalışıyoruz. Tabii önümüzdeki dönemde adil ve hakkaniyete dayalı bir sınırlandırma söylemimizi biz devam ettireceğiz. Bundanadım atmamız mümkün değil.” diye konuştu.

Hem diplomasiyi öne çıkaracaklarını hem iş birliğini teşvik edeceklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

“Kimsenin ne bizim ne de özellikle Libyalı kardeşlerimizin haklarına gasbedilmesine vetaraflı adımlar atmasına da Türkiye olarakvermeyeceğiz. Bu konuda kararlılığımız var. Benim burada teşekkür borcum var. Parlamentomuza bunu getirdiğimizde ve bu tezkereyle alakalı olarak Cumhur İttifakı bu noktada Sayın Bahçeli ve heyetine istisnasız ortaya koydukları tavır sebebiyle çok çok teşekkür ediyorum. Çünkü o duruş çok çok önemliydi. Ana muhalefet partisi Türk askerine lejyoner diyecek kadar alçalıyor. Bizim askerimiz biroraya bir lejyoner sıfatıyla gitmiyor. Tam aksine ben bunu Gölcük’te denizaltı inşasında yaptığımız konuşmada da söyledim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Trablusgarp’a gitti mi? Gitti. Orada gözünden de yaralandı mı? Yaralandı. Farklı bir süreci yaşadı. Gazi Mustafa Kemal için böyle bir yakıştırma yapmanız mümkün mü? Siz her’Biz Atatürk’ün partisiyiz.’ diyorsunuz. Peki bunu nereye yerleştireceksiniz?

Sıradaki Haberi Oku  Eyüpsultanda polisten kaçarken su kanalına düştüler

Türk askerinin Libya’daki misyonu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk askerinin Libya’daki üstleneceği misyon hakkında ise şunlarıetti:

“Bütün güvenlik kurumlarımız arasında eğitim ve öğretim programlarının düzenlenmesi noktasında teknik bilgi ve tecrübe paylaşımı noktasında bizim askerimizin oradaki görevi koordinasyondur. Şu anda bu koordinasyonu yapıyorlar. Orada bir harekat merkezi, bu harekat merkezinde de bizim bir korgeneralimiz bulunacak. Oradaki bu süreci onlar yönetecekler. Şu anda zaten peyderpey gidiyorlar. Şu anda yoğunlaşma… Şu anda muharip güç olarak bizim orada farklı ekiplerimiz olacak. Bunlar bizim askerimizin içinden değil. Bu farklı ekiplerle o muharip güçler orada çalışacak. Ama işin koordinasyonunu bizim üst düzey askerlerimiz… Bunun içinde korgeneralimiz olmak üzere ve bunun yanında korgeneralimizleözellikle oradakikomuta zincirini elinde tutan gayet iyi yetişmiş ekiplerimiz olacak. Onlarlabu süreci işletmiş olacağız.” 

Anlaşmanın meşru hükumetin ayakta kalması ve oradan zaferle çıkması, kendi topraklarına ve varlıklarına sahip olmalarına destek sağlayacağına dikkati çeken Erdoğan, “Yaptığımız anlaşmayı zedelemeyecek, bu anlaşmanın biliyorsunuz… Zaten 1 yıllık bu tezkerenin süresi. Bu 1 yıl içerisinde de orada süratle biralmak ve TBMM’nin almış olduğu bu söz konusu kararın asıl amacı aslında Libya’da ateşkes sağlanması ve siyasi sürecedönülmesine yardımcı olmaktır. TSK unsurlarının Libya’daki olası mevcudiyetinin amacı, savaşmak veya savaştırmak değil. Bir taraftan da meşru hükümete destek sağlayarak bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyecek insani trajedilere yol açacak gelişmeleri önlemektir. Hatta birönce de anayasayı hazırlamaktır.” ifadelerini kullandı.

Muhalefetin tezkere eleştirisi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Muhalefetin eleştirileri arasında bu yer alıyor. Bir anda darbeci olarak tanımlanan Hafter güçleri, diğer tarafta damutabakat hükümeti ve başında bulunan Sarraj. Orada çatışma devam ediyor. Dolayısıyla ilerleyen dönemle ola ki Ulusal Mutabakat Hükümeti, düştü ortadan kalktı. Dolayısıyla bizim yaptığımız anlaşmanın da geleceği tehlikeye düşer. Bu eleştirileri görüyoruz.” sorusu üzerine ise şu değerlendirmelerde bulundu:

“Biz öncelikle şu anda buradaolan veyamutabakat hükümeti burada geçerliliğini koruduğuna göre muhatabımız odur. Biz onlarla bu çalışmayı yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Burada şu çok önemli;muhalefetin başı, önce söylediklerine baktığımızda ne diyordu? Burayı bir masaya yatırmamız lazım.”

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Doğu Akdeniz’le alakalı ve Libya tezkeresi hakkında farklı dönemlerde yaptığı konuşmaların yer aldığı videonun gösterilmesinin ardından şöyle devam etti:

“Burada ne yok ki… Bir taraftan Doğu Akdeniz’de şu var, şu var, Türkiyeyok? diyor. Diğer taraftan Türkiye olunca, ‘Orada Türkiye’nin ne işi var.’ diyor. Orada olup, asker göndermemezlik gibi bir şey olabilir mi? Bunda bir kararlılığın varsa, o yaptığın anlaşmanın gereğini yerine getireceksin. Beyefendi diyor ki, ‘Türkiye orada yok’. Türkiye’nin orada olması için tezkere konusu gündeme gelince niçin tezkereyi desteklemiyorsun? Tezkereye destek vermiyorsun. Türkiye sadece Doğu Akdeniz’e girmiyor, Türkiye aynı zamanda Libya’ya giriyor ve Libya’ya girişinin tarihselplanı var. Sen bu tarihselplandan bihaber misin? Atatürk’ün partisinin başı olacaksın, Atatürk’ün Trablusgarp’ta yaptıklarından bihaber olacaksın ve ondan sonra da kalkıp bunu eleştireceksin. Bunu kimse yutar mı? Ta biz o zamanlar Trablusgarp’a girmişiz.”

Gazetecinin, “OTrablusgarp bize ait değil miydi?” ifadesini kullanması üzerine Erdoğan, “Hayır, oda Trablusgarp’taki haklarımızı savunmak için oraya girmiştik. Ona bakarsan ta Barbaroslara dayanıyor işin ucu. O denizin tarihimizde böyle bir yerive bütün bunlara rağmen oraya giriliyor, diyorsun ki ‘Orada biz yokuz’, ki saydığı ülkeler içerisinde şu anda bizim dayanışma içinde olduğumuz ülkeler var. Örneğin Katar… Az önceettiğim gibi bu sayılan ülkeler içerisinde öyleleriki belki biz onlarla iş birliği yapacağız. Onların petrol şirketleri ile burada iş birliği yapacağız. Yapmamamız söz konusu değil. Biz bunları Sarraj’la da ayrıca konuştuk. Bu konuda böyle müşterek adımlar da atabiliriz dedik.” dedi.

“Meşru hükumet tarafında çağrıldık”

Erdoğan, “Doğu Akdeniz’de petrol, doğal gaz arayabilmemiz için bizim Libya’ya asker göndermemiz gerekiyor mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Hayır şimdi bizim buradakitarzımız şu; birbiz petrole, doğal gaza muhtaç mıyız? Muhtacız. Şu anda Libya’da bize böyle bir teklifmı? Var. Daha önce ben ne dedim, ‘Bize böyle bir talep geldiği zaman, biz bu talebiçevirmez ve gideriz.’ Şu anda bize böyle bir talepve bu talep karşısında biz gidiyoruz. Şimdi sormazlar mı adama; bak Rus’un Wagner’i orada. 2 bin 500 Wagner var. Öbür tarafta Sudan’ın 6 bin askeri orada. Bunlar oraya bunları gönderiyor da bizçağrılmamıza rağmen gitmiyoruz? Üstelik meşru hükümet tarafından, darbeci hükümet değil. Rusya’yı darbeci hükümet çağırıyor. Darbeci hükümet çağırdığı halde oraya gidiyor. İşte asıl lejyoner onlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ziyareti kapsamında bu konuya ilişkin hangi mesaj vereceğine dair soru üzerine, şunları söyledi:

“Bunların hepsini konuşacağız. Wagner’in orada olmasından tutun, burada Mısır, Abu Dabi yönetimi, Suud… Çok ilginç bir şey; Suudi Arabistan bizim Libya ile ilgili olarak çıkarttığımız tezkereden çok rahatsız. Niye rahatsız oluyorsun? Sen kalkıyorsun hem darbeciyi destekliyorsun, darbeciyi desteklemene rağmen kimseden sana çıt yok. Türkiye’de şu anda 4 milyona yakın senin dindaşların, soydaşlarınve bunların çoğu Arap. Bunlar bizim topraklarımıza geliyor, bunlara yönelik enbir destek de yok. Bunların hepsi Arap, orada da sesin çıkmıyorTürkiye’nin Libya’daki meşru yönetimin davetine icabet etmesi seni rahatsız ediyor. Kusura bakma. Biz burada Suudi Arabistan’ın bizi kınamasından rahatsız olmayız. Tam aksine biz onu kınıyoruz. Kınamasını da asla kale almıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biraz önce Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını çelişki olarakettiniz. CHP’nin tezkere meselesiyle ilgili gündeme getirdiği bir başka eleştiri boyutu da “Türkiye, BM üzerindenetmeli, oradabulucu olma yolunu aramalı, BM’yi zorlamalı şeklinde bir yöntem önerisi ya da atılan adıma dair bir eleştirisi var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklinde bir soru yöneltilmesi üzerine, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Önce şunu söyleyeyim; inanın uluslararası hukuku bu adam bilmiyor. Bir tarafta darbeci var, bir tarafta meşru hükümet var.. Meşru hükumet ile darbeci arasındabulucu olunur mu? İkida meşru olur, orada kalkarsınbulucu olmanın yollarını ararsın. Bu; Türkiye’de PKK terör örgütü ile la-teşbih devletimizin arasındabuluculuk yapma gayreti içerisine girenlerya, maalesef Amerika da buna soyunuyor, biz ‘Asla.’ dedik reddettik, buna benzer. Uluslararası hukukta da uluslararası savaş hukukunda da böyle bir şey yoktur. Böyle bir diplomasi anlayışı da olmaz. Bunlar bunu da bilmiyor. Bizim burada atmamız gereken adım her şeyden önce uluslararası diplomasinin altyapısının oluşturulmasıdır. Bu da nedir? Oradaki meşru hükumeti halkının nezdinde güçlü hale getirmektir. Şu anda bizim yaptığımız bu. Bu beyefendi Libya’yı bilmezben Libya’yı başbakanlığım döneminden, Kaddafi döneminden bilirim. Çok gittim, geldim oralara. Oranın insanını da bilirim. Oradayatırımlarımız da oldu. Ülkemiz müteahhitlerinin vesaire, bu yönleriyle de bilirim. Ama şimdi Libya maalesef adeta aç kurtların üzerine çullandığı bir ülke haline gelmiştir. Bunun da başını Mısır ve Abu Dabi yönetimi çekiyor, maalesef Suud bunlaradestek veriyor. Burada İsrail’le de dayanışma halindeler. Libya’ya desteğin her boyutunu değerlendirmek lazım. Kılıçdaroğlu diyor ki, ‘Türkiye, bölgede barışın sağlanması için diplomatik çabaları ortaya koymalıdır.’ Kendisinin bizim bu anlattıklarımızdan haberi yok ki. Biz bu arada neler yapıyoruz, ne gibi adımlar atıyoruz, nasıl bir sirkülasyondiplomasi olarak? Bunlardan haberi yok. Tezkere öncesi Dışişleri Bakanını beyefendiye, aynı zamanda İYİ Parti’nin Başkanına gönderdik. Gittiler, anlattılar. Anlattılar da ne oldu? Mecbur değil, o ayrı meselebak bilgilendirdiler seni. Ben Dışişleri Bakanımı sana gönderiyorum. Geliyor sana anlatıyor. Gidiyor Meral Hanım’a anlatıyor. Bunu niye istedik? İstedik de buradan bir birlik, beraberlik çıksın ve bu şekilde adım atalım. Çünkü bizim burada ortak bir çıkarımız var. Buradave yerli bir adım atmamız, duruş sergilememiz lazımne yazık ki olmadı. Önemli değil. Açıkbir farkla da parlamentodan tezkere kararı çıktı.”

“Artık bombalar sivillerin üzerine inmesin”

Erdoğan, Türkiye’nin Akdeniz’de kendi gemileriyle arama yaptığını, bunun da avantaj olduğunu anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek sismik araştırma, gerek sondaj bize ait, dolayısıyla buradaki harcamayı kendi imkanlarımızla, kendi gemilerimizle yapıyoruz. Bu bizim en büyük avantajımız olacak. Bu bize hem tecrübe kazandırıyor hem işi kavrama noktasında iyi bir yere bizi getiriyor hem de bulduğumuz anda da ‘elhamdülillah’ diyoruz.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “İdlib’de insani dram var. 300 bin Suriyeli Türkiye sınırına doğru geliyor. Fakat Rusya ile de Libya meselesinde farklı görüşte olmamız İdlib’deki bu insani dramı tetiklemiş olabilir mi? Putin geldiğinde buhakkında ne görüşmeyi düşünüyorsunuz? Bir anlaşma sağlanabilir mi, bir ateşkes?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“İdlib’de veya Suriye’de bizim Rusya ile olan mutabakatımız ve gayretlerimiz, müşterek gayretlerimiz çok daha farklı. Yani orada şu anda Libya’da yaşandığı gibiişte dün olan olay, 40fidan orada maalesef silahlı insansız hava aracıyla vuruldu ve bunlar şehit oldular. Vuran kim? Hafter. Bu böyle bir cani. Özellikle Sayın Putin’le yaptığımız mutabakatta biz burada sivil asla öldürülmesine fırsat vermeyeceğizne yazık ki rejim burada sivil katliamını devam ettiriyor. Gerekçesi şu, diyor ki ‘Buradaki terör örgütleri işte bizim büyükelçiliğimizi vurdu. Bizi vuruyor. Bundan dolayı da biz bunu karşılıksız bırakamayız.’ Ama bizim orada biliyorsunuz 12gözetleme kulemiz var. Bu kulelerimiz şu anda görevde, onlar da gayet başarılı bir şekilde görevini yapıyor. Pazartesi bir heyeti Moskova’ya gönderdik. Onlarla orada bir çalışma yaptılar ve bu çalışmalar neticesinde de artık burada bizim bir adım atmamız lazım. Bakın ‘Buradaki insanları biz dünyaya bu acı içinde hele hele bu kış mevsiminde bırakamayız. Gelin bir plan yapalım ve burada ateşkesi sağlayalım.’ Yani mümkün olduğu kadar yumuşatıldıgelişmeler maalesef bunu göstermiyor. Şimdi Sayın Putin’le bizbunu konuşacağız, bunu görüşeceğiz. Temennim odur ki Sayın Putin’le yaptığımız bu görüşmede biz bu ateşkesi sağlayalım, artık burada bombalar sivillerin üzerine inmesin.”

Dörtlü Zirve

Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı sonrası yeni bir harekat söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine şunları söyledi:

“Şu anda zaten herharekat halindeyiz ancak Sayın Trump bu durumu gördü. Telefon görüşmemizde, ben ‘YPG/PYD ne yazık ki hala bu koridorun içinde duruyor, burada mutabık mıyız?’… ‘Maalesef’ dedi. ‘E bize söz verdiniz?’ Mümbiç’ten çıkacaklardı, çıkmadılar, Tel Rıfat’tan çıkmadılar. Aynı şey Rusya için de onların da verdiği söz vardı ve onlar da çıkartamadılarbiz bütün bunlara rağmen dedik ki ‘Buna devam edeceğiz, kararlılıkla.’ Şimdi yarınbenim Merkel’le görüşmem var. Yarın Merkel’le yapacağım görüşmede bizbüyük ihtimalle bu Irak, İran, bu olayı konuşacağızo önemli birolarak da Berlin sürecini önümüze getirecek ve Berlin süreciyle de Libya’yı masaya yatıracağız. Çünkü liderler seviyesinde Berlin sürecini devam ettirmek istiyor. Tabii biz de Sayın Merkel’e şunu söyledik, ‘Yani eğer hakikaten Sayın Putin falan geleceklerse ben de gelirimSayın Putin gelmeyecekse obizim kendi özel temsilcilerimiz bugüne kadar nasıl geldiyseonlar gelsin.’ Yarın konuşacağız, duruma göre bakacağız. Libya tabiiortada daha bu Irak, İran olayı yoktu. Şimdio dadolayısıyla bu da şimdi gündeme oturacak. Fakat bütün bunlarlatabii bizim biliyorsunuz Dörtlü Zirvemiz vardı. Bu zirveye de oPutin de katılmıştı. Şimdi katılacağını zannetmiyorumşimdi yeni bir aktör Boris Johnson (İngiltere Başbakanı). Londra’da konuştuktan sonra orada böyle bir mutabakat ortaya çıktı. ‘Tamam oİstanbul’da biz Dörtlü Zirveyi yapalım.’ dediler. Şimdi şubat ayı içerisinde Dörtlü Zirveyi İstanbul’da yapacağız.”

Sıradaki Haberi Oku  Endonezya’da cuma namazına korona tedbiri

Erdoğan, şukadar Türkiye’nin yaptığı harekatlarla 8 bin 200 kilometrekare alandan fazlasının terörden arındırıldığını, DEAŞ’ın yenilgiye uğratıldığını ve sahadan silinmesine giden yolun açıldığınıederek, “PKK/YPG’nin ayrılıkçı gündeminevurarak Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğinin de muhafazasına bu vesileyle katkı sunduk. Şimdi bunlardurup dururken olmadı. Bir emeğin neticesinde oldu. Nasıl? Bir taraftan diplomasiyi çalıştırdık, bir taraftan Savunma Bakanlarımızın karşılıklı yaptıkları çalışmalarla işi bu noktaya taşıdık.” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rusya ile Amerika sözlerinde dursaydı nasıl bir tablo çıkacaktı ortaya?” sorusuna şöyleverdi:

“Onlar eğer sözlerinde dursaydılar Resulaynya buradan ta Irak sınırına kadar bu bölgeyi temizlemiş olacaktık. Aynı şekilde Telabyad’dan da batıda Rusya’ya kadar sınırıoraya kadar temizleyecektik. Cerablus tertemiz, orada bir sıkıntı yok ve yinebizde. ‘Onlardan arındırın ve biz buralardan artık tacize uğramayalım.’ Çünkü oralardan atışlar yapılıyor. Biz Mümbiç meselesinde de Amerika’dan bunun sözünü almıştık. Mümbiç’i temizleyecek ve oradaki Arap aşiretlere teslim edeceğizbaşaramadı ve biz de Rusya’yla yaptığımız görüşmeyle şu anda sabırla orayı takip ediyoruz. Cerablus’aşu anda altyapısıyla, üstyapısıyla her türlü desteği veriyoruz. El Babaynı şekilde. Deyrizor, petrol yataklarının olduğu yer. Kamışlıpetrol yataklarının olduğu yer. Bu petrol kaliteli mi? Değil. Kim bunlardan istifade ediyordu? Aşağıda bunlardan PKK’nınkuruluşları PYD/YPG bunlar istifade ediyor vezaman alıp sattıkları rejim. Kalite yok ama. Kamışlı petrolüaynıyok. Benim de Sayın Putin’e söylediğim şey şu, ‘Gelin Kamışlı petrolünden verin bize desteği, buranın petrolünü biz kaliteli hale getirelim ve burayı biz güvenli bölgede yapacağımız konutlarda kullanalım.’ Rafine edeceğiz.”

Türkiye’yi 2020’de nelerin beklediğini, Trump’un durumu ve S400’lerle ilgili soru üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

“ABD ile ilişkilerdebir dönemden geçtiğimizi inkar edemeyiz, böyle bir durumla karşı karşıyayıztelefon görüşmelerimizde falan bakıyorsunuz gayet güzel telefon görüşmeleri yapıyoruz ve umutlanıyoruz da doğrusu. Amasonra boşa çıkıyor. Bu ilişkiler mevcut, burada bir sıkıntı yoksadece ikili ilişkilerimizin durumunu değil bölgesel ve küresel meseleleri de sık sık görüşüp onları da değerlendiriyoruz. Orada da bir sıkıntı yok. Aradığımızulaşmak benim için artıkdeğil. Malumunuz Sayın Trump aleyhinde Kongre’de bir azil süreci yürütülüyor ve bu noktada Kongre üyeleri ülkemizle Amerika arasındaki bazı meseleleri suistimal etmek suretiyle Sayın Trump’a davermek istiyorlar. Bu çerçevede Türkiye’yi hedef tahtasına oturtanyaptırım yasalarınıki biz de reddediyoruz. S400 sistemlerigereksinim. Biz egemen bir ülkeyiz, yani egemen bir ülke olarak sen benim egemenlik haklarıma nasıl tasallut edersin. Böyle bir şey olabilir mi? Biz bunu defaatle Sayın Trump’a da anlattık. Kendisi banaverdi. Hatta bunu kamuoyu önünde de medyanın önünde de açıkladı. Herkesin önünde bunu açıkladı. Niye açıkladı? Haklı gördü bizi. Bu adımları atarken, geçenyaptığımız telefon görüşmesinde aynı temennisinisöyledi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Kongresi’nde Türkiye aleyhine yaptırım girişimleri sürerse Türkiye’nin deyanıtı vereceğini dile getirerek, ABD’nin köklü müttefiklik ilişkilerine yakışır şekilde tavır ortaya koymasını beklediklerini ve umutlu olduğunu söyledi.

“2022 bu işin artık tamı olacak”

Türkiye’nin Otomobili’ni nasıl değerlendirdiği sorulan Erdoğan, “İlk arkadaşlar bu tasarımını getirdiklerihakikaten bu tasarım bana ayrı bir heyecan vermişti. 5 babayiğit derken zaten bu kararlılıkla attık. Bu 5 babayiğit de ülkemizdeki hatırı sayılır önemli iş adamları. Dolayısıyla da bu iş zaten böyle olur. Bunu kalkıp birisinin üzerine yıksan bu olmaz. Daha önceleri ben bazı sektörün içerisinde olan iş adamlarımızla da bunları konuştumnetice alamamıştım. Ama bubu 5 babayiğit bu işe girdi. Atılan adımda da gerek CEO durumunda olan arkadaşımızda gerçekten kendisinidışında ispatlamış bir arkadaşımız. Konusuna da hakim. Bunlarlabu adımı atmış olduk.” diye konuştu.

Türkiye’nin Otomobili’nin 5 ayrı tasarımı olduğunu anlatan Erdoğan, şu anda 3 tasarımın ortaya çıktığını, otomobilin lacivert renginin çok şık olduğunu söyledi.

Erdoğan, otomobilde iç rahatlık ve konfor olduğunuederek, “Benboyuma rağmen içinde rahat oturabiliyorum.” diye konuştu.

Otomobilin hız yapıp yapmadığı sorulan Erdoğan, “Hız noktasındaalabiliyor. Baya iyi bir konumda. İnşallah bu yılın sonu itibarıyla teste daha ileri adım atmış olacaklar2022 bu işin artık tamı olacak. Bu arada Gemlikteki fabrikayı inşallah bitirmiş olacağız. Şimdi fabrikanın yerini falan belirledik. Onu zaten teslim ediyoruz. Bir milyon metrekarelik birüzerinde. Gemlikte’de deniz kenarında bir yer veriyoruz. Çünkü buranınpotansiyeli yüksek olmadıktan sonra bunu devamlı hale getiremezsiniz. İhracata dayalı olacak. İçeride bunun olması gerekmez mi. Tabii ki olacakihracat altyapısı da bunun iyi olursa ohem kazandıracak hem de dünya piyasalarında artık sizin otomobiliniz yer edinecek.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin Otomobili’nin fiyatı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Otomobili’nin fiyatının ne olacağına ilişkin soru üzerine, “Halkımızın inanıyorum ki cebini de rahatlıkla inşallah sıkıntıya sokmadan alabileceğinoktasında olacak diye düşünüyorum. Biro olmazsa sürümden kazanma felsefesi yürümez. İlk dönemlerde çok daha önemli. Ama şu birçok çok önemli. Biz şimdi elektrikli biryapıyoruz. Tamamen çevreci. Bu özelliği var. Bir diğer boyutu da özellikle gerek ön, gerekkoltukların olduğu bölgedebir rahatlık var. Bu da çok önemli. Ses yok, hiçbir şey yok.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bu tür teknik konularda ilerleyebilmesi içinbilimlerin önemli olduğunun hatırlatılması üzerine, şöyle devam etti:

“O gün o sunumu yaptığımız yerdearaştırma merkezi, onun da açılışı yapıldı. Türkiye’debilimler noktasında bizim üniversitelerimiz aslında var. Bu gün Orta Doğu’dan tutun, Teknik Üniversiteye, Yıldız Üniversitesine bütün bunların hepsinde var. Diğer üniversitelerimizin de içinde bu tür bölümler var. Ama bu şimdi ilkelektrikli olunca bir farklılık ortaya koyduk. Bu ne dizel ne benzinli. Burada birsöz konusu. Ön konsola bakıyorsunuz navigasyon. Navigasyonlaartık ‘Nereye gidiyorum veya gideceğim?’ demeyeceksin. Oradan bütün olduğu gibi harita sistemleri oraya girecek. Yazılımı vesairesi yapıldıktan sonraşu neredeydi demene gerek yok. Hepsi orada. Batı bu işi halletti. Biz de bunu halledeceğiz. Şu anda altyapısı da zaten bu işin bitti.”

Erdoğan, otomobilin logosunun da “lale” olduğunu dile getirdi.

Kanal İstanbul 

Kanal İstanbul’a ilişkin ihaleye neçıkılacağı ve muhalefet cephesinden ihalenin açıklanıp açıklanmayacağına ilişkin sorular bulunduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan, “Birbu ‘açıklanır mı açıklanmaz mı’ bu soruyu ben çokbuluyorum. Ne demekki açıklanır. Yani biz şimdi dönemimizde Üçüncü Köprü yapıldı. Açıklamadık mı, açıkladık. Marmaray yapıldı. Açıklamadık mı, açıkladık. Avrasya yapıldı. Osmangazi yapıldı. Biz bütün bunların hepsini açıkladık. Açıklayarak zaten ihalelerini yaptık. Şimdi burada daaynı şekilde bu yapılacak.” dedi.

Erdoğan, burada iki önemli faktör bulunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Bunlardan bir tanesi birbu işin planlaması yapılmıştır. Projelendirme çalışmaları, o da tamamlanmıştır. En önemli şey bu. Plan, proje. İşin finans noktasına gelince biz burada BOT (build-operating-transfer) yani yap-işlet- devretle bunu yapabiliriz. İkibütçeyle yaparız. Benim gönlümünettiği BOT sistemiyle bunu yapmaktır. Niye? Çünkü bizim kasamızdan bir kuruşçıkmaz Yapacağımız anlaşmaya göre de bunu yüklenen firmalar kaynağını da kendisi bulur ve bu kanalı yapar. Gönlüm bunuediyor çünkü bizden,bütçeden çıkmasın. Bulduk bulduk, bulamadığımız takdirdebütçeden bunu yaparız. Milli bütçeden de bu iş için Türk müteahhitleri bu işe girer mi girmez mi? İstanbul Havalimanı’na nasıl girdiyseler ben inanıyorum ki buna da girerler. Belki onlar dışarıdan krediyi bulurlar. Buldukları bu krediyle de bu adımı atarlar.”

Programa gelirken kendisine bir mesaj atıldığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

“O mesajda şu: Birinci köprünün yapımında omaalesef, gazetenin adını vermeyimmalum anlarsınız zaten. Orada diyor ki 50 yıl önce. ‘Birinci Köprünün yapımı İstanbul’un felaketidir diyor. Bakın aynı zihniyet bunu İkinci Köprüde de yaptı, Üçte de yaptılar. Bizim Marmaray’ı bitirmemizi geciktiren sebeplerden bir tanesi bu Mimar ve Mühendisler Odası olmuştur. Hiçbir hayırlı işin teşvikçisi olmamıştır. Herkarşısında dikilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Bununla ilgili hala CHP bununla uğraşıyor. Danıştayın kararı var. Her şey bitmiş. Hala ‘burası kaçak’.”

“Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi Türkiye’nin en büyüğü olacak”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok şeyi yapmaya devam ettiklerini, bir ay içerisinde de Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesinin açılışını gerçekleştireceklerini vurgulayarak, “Gelip gezdiğinizondaki o ruh güzelliğini, ruh açıcılığını, teşvikini görünce hayran olacaksınız.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesinin müstakil bir binada olacağını ve 5 milyonkitap alabileceğini dile getiren Erdoğan, “Dijital ortamda oraya kaydolacak. Şu anda ben de kitaplarımı vereceğim diyen birçok sağolsun büyüklerimiz hepsi kitaplarını vermek suretiyle onları biz orada kayda alıyoruz. Onların hepsi orada raflara yerleştiriliyor. Türkiye’nin en büyüğü olacak.” şeklinde konuştu.

Erdoğan, İstanbul’daki Rami Kışlası’nın olduğu yeri de kütüphane yapacaklarını anımsattı.

Bunların çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Erdoğan, “Bir ülkenin kültürel noktada bir ayağa kalkışı varsa onlar o ülkeyihale getiriyor. Bir taraftan AKM devam ediyor. AKM’de hızla şu anda devam ediyor. Bir de Ankara AKM var. O hızla devam ediyor. Ankara’daki kültür merkezimiz de çok çok güzel. Artık gençlerle sürekli buluşuyor. Tabii burada özellikle bu kesim maalesef insanlarımıza yanlış bilgilendirmeler yaparakile devleti yönetenleri hep karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Bırakın bunu da artık bir dayanışma içerisine girelim ve milletimizle el ele verelim, omuz omuza verelim ve biz bu projeyi niye yaptığımızı açık açık anlatıyoruz. Her şey ortada.” değerlendirmesinde bulundu.

“Ne için bizim Boğazımızdan devasa 200 bin tonluk petrol gemileri geçsin”

Bukadar birçok müteahhit firmanın proje yapıp gönderdiğini kaydeden Erdoğan, “Dikey mimari ile olanlar var. Yatay mimari olanlar var. Bunların hepsi yapılıp bize gönderildi. Ağırlıklı burada yatay olacak.” dedi.

Sıradaki Haberi Oku  Sağlık Bakanlığı’ndan restoranlar için yeni karar

Erdoğan’ın konuşması sırasında Kanal İstanbul Projesine ilişkin görüntülerin yer aldığı film gösterildi. 

Görüntülerin yeni olduğunu aktaran Erdoğan, “Neler söylemiyorlar ki. Buradasıkıntısı olacak. Kaç gündür Ulaştırma Bakanım, Çevre ve Şehircilik Bakanım, bütün bunları hepsi anlatıyorlar. Açık açık bunu biz anlatmaya devam ediyoruz. Arkadaşlarıma diyorum anlatacaksınız. En sonunda gerekirse ben de sadece bu konuyu elebir sunumu da yapacağım.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim derdimiz ‘Bu niye var’? Önümüzde Boğazımız var. İstanbul Boğazı’nın ne tür sıkıntılar yaşadığını bizler geçmişten bu yana zaten biliyoruz. Ama biz bu sıkıntıları bir daha yaşamayalım istiyoruz. Ne için bizim Boğazımızdan devasa 200 bin tonluk petrol gemileri geçsin. Efendim işte Montrö ile bu iş bağlantılıymış engelleyemezmişsiniz. Bakın arkadaşlarım bu konulara pek cesaret etmiyorlarben cesaret ederek söylüyorum. Benim Asya ve Avrupa yakamı tehdit eden bir konuda biz gereği neyse, bunun gereğini yaparız yaparız. Çünkü biz Romen tankeriyle bir facia yaşadık. 7,5 ay o tanker orada yandı. Eğer biz bunlaraolmazsak yarın daha büyük bir facianın bizim karşımıza gelmeyeceğini bize kim garanti edebilir. Burada bütün tedbirler alındığı için Kanal İstanbul’da böyle bir sıkıntı söz konusu olmayacağı gibi Asya ve Avrupa Yakası’nda burada adeta biz yeniden bir İstanbul’u, bir çevrecilik ve şehircilik projesi olarak inşa edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1979’da 43 can kaybı olduğunu, 100 bin tonpetrol taşıyan Romanya bayraklı tankerin, Yunan bayraklı kuru yük gemisi ile çarpışarak 7,5 ay yandığını anlattı.

Lübnan Bayraklı Rabinion ve Filipinler bayraklı Madonna Lily gemilerinin 1991 yılında çarpıştığını kaydeden Erdoğan, 1994 yılında da dünya denizcilik tarihinin en büyük kazalarından birinin gerçekleştiğini, Nassia tankeri ile M/V Shipbroker’ın çarpıştığını ve 6 can kaybı yaşandığını dile getirdi.

“Kanal İstanbul seyir emniyetini sağlayacak”

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, bunların hepsinin Boğaz’da yaşandığını anlatarak, şunları kaydetti:

“Bizim derdimiz şu. Boğaz farklılık arz ediyor. Yeni inşa edeceğimiz yerde ise tedbirlerimizi biz bütün olumsuzluklara karşı alıyoruz. Nedir? Derinlik yatay V şeklindedir. Bunun eni, uzunluğu… Mesela 45 kilometre uzunluğu var. Aynı şekilde 25 metre falan derinliği var. Bu draftlar falanolduğu zamanburalardan gelip geçen gemiler rahat olacağı gibi, bir de burası turizm bölgesi. Öbür tarafta SİT alanları, öbür tarafta Küçükçekmece’de bir yat limanı. Bütün bunlarlabisiklet yolları. Yatay mimari olacağı için bunlarda ayrı bir güzellik getirecek. Bunun yanında daMarmara konteyner limanı burada olacak. Gelişme alanlarını ona göre, ekoturizmini ona göre. Bunlarlakongre, fuar merkezi, sağlık turizm bölgesi gibi burada imkanlar olacak. İstanbul’u en az burada 500 bin kişinin istihdam edileceği birdiyorlar. Özelliklevesarie bunlardan dolayı çektiğimiz sıkıntılar nedeniyle bu insanlara yerleşim alanı olarak buralarda bu imkanı getirelim dendi.”

Çalışmaları bu noktada yapacaklarını anlatan Erdoğan, Kanal İstanbul’un seyir emniyetini ve Boğaz’daki trafik yükünün azaltılmasını sağlayacağınıederek, Boğaz’dan sadece hafif kuru yük gemilerin geçeceğini böylece Boğaz’daki tarihi dokunun korunacağı ve güvenliğinin sağlanacağını, can ve mal güvenliğinin sağlanmış olacağını kaydetti.

Burada yapılacak yatay mimari ileyerleşim alanının burada kurulacağını aktaran Erdoğan, 10 binin üzerinde yeni istihdamın burada sağlanacağını, yeni bir uluslararasıyolu ve yeni biroluşturulacağını kaydetti.

 

“Montrö sadece Boğaz’ı bağlar”

Erdoğan, Kanal İstanbul’la ilgili Montrö endişelerinin sorulması üzerine, “Bence ona hiç kafayı takmayın. Montrö sadece Boğaz’ı bağlar. Burası Montrö içinde olan bir şey değil. Montrö’nün tamamen dışında olan bir şey.” ifadelerini kullandı. 

Montrö’nün Boğaz’labir tarih olduğunueden Erdoğan, kendi imkanlarıyla yeniden inşa ettikleri bir proje olan Kanal İstanbul’un Montrö kapsamında olmadığını vurguladı.

“Savaş gemileri Montrö kapsamında Boğazlar’dan o sınırlamalar çerçevesinde geçemeye devam mı edecek?” sorusuna Erdoğan, “Onlara da bir çözüm buluruz. Gerekirse buradan da geçebilirler.” yanıtını verdi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul Projesiyle ilgili çalışmalara ilişkin şunları anlattı:

“Bu konuda benim başbakanlığım döneminde bizadamlarıyla bu konunun çalışmasını yaptık. Aklımda kaldığı kadarıyla 40’a yakınadamıyla bu çalışmayı o dönemde yürüttük. Ayrıca yapılan bu çalışmada 7 üniversite var. Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ, Gazi, Başkent, Atılım, Çankırı vesaire, bunlarla yapılan çalışma. Şimdi o çalışmaları yapıp Ulaştırma Bakanlığımıza, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıma bu çalışmalar verildi. Bu çalışmalar bakanlıklarımızda mevcut. Zaten onlar da bu çalışma üzerinden projeyi oluşturdular. Bilimsel çalışmalar bu noktada. Altta hepsini görüyorsunuz. Deprem analizini,ve hayvan habitatını, arkeolojiyi görüyorsunuz. Hayvanlarla ilgili olsun, diğer konularla ilgili olsun A’dan Z’ye 33dalında çalışma var. Bunların hepsi yapıldıbunlar ortada bir şey yokmuş gibiederek, bir çalışma yapılmamış gibi bu konuyu yok farz etmenin gayreti içerisine giriyorlar.” 

Kanal İstanbul için 97 noktada çevresel ölçüm, 15 noktada gürültü ve titreşim ölçümü ile karada, denizde ve gölde 1700 metre sondaj yapıldığını aktaran Erdoğan, “Bunları yaptık. Bu adımlar atıldı. Bu bir şeyi gösteriyor biliyor musunuz? Bunlar şecaat arz ederken sirkatin söylüyorlar.” dedi. 

17 yıldır sadece İstanbul’u yönetmediklerini aynı zamanda Türkiye’yi de yönettiklerini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bütün bunları yönetirken de işte Haliç’te yaşadıklarımız ortada. Haliç’te deşeyleri yaptı bunlar. ‘Burası temizlenmez.’ dedi. ‘Ne olacak?’ dedik. Bir de verdikleri şey şu, bilimsel bir çalışma. Ne olacak bilimsel çalışmayla? Dediler ki, ‘Birburayı gelin hafriyatla dolduralım.’ Haliç, adı ‘Altın Boynuz’ burayı hafriyatla dolduracaksın, olacak iş mi? Sağ olsun, gıyabında adını vereyim hem de teşekkür edeyim. Gulermak denilen bir müteahhitlik firması, o bir özel çalışma bu için oyaptı. Haliç’teki bütün çamuru 9,5 mesafedeki Alibeyköyü’ne taşımak suretiyle oradaki bir taş ocağı vardı, o taş ocağına doldurdu ve taş ocağından şimdi orada biliyorsunuz Viaport var. Öyle bir yer meydana geldi. Çıkan suyuHaliç’e deşarj etti. Adeta bir petrol pipeline gibi oradan oraya pompaladı. Ondan sonra da suyunu geriyeoraya. Haliç’te balık, malık kalmamıştı. Şimdi Haliç’te balık avlanıyor, temizlendi.”

“Faiz sebeptir, enflasyon neticedir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,indirimi ve enflasyona ilişkin kendi konuşmalarından oluşan videonun gösterilmesi ve ekonomiye yönelik değerlendirmelerinin sorulması üzerine, şunları söyledi:

“Hatırlıyor musunuz? 2008 ekonomik krizi olduğuben bir çıkış yapmıştım. Demiştim ki, ‘Bu kriz bizi teğet geçer.’ Şu anda parti kurma çalışması yapan bazı arkadaşlarya onlar da obenim yanımda olanlar bana karşı çıkmışlardı. ‘Yok şöyledir, yok böyledir.’ Niye? Çünkü talimatı IMF’den alıyorlardı. İnandığımı ben de kararlı bir şekilde sürdürdüm. Böyle bir noktadaydılar. Zaten onlar faizciydi. Ben faizlerin devamlı düşürülmesini istiyordum. Niye? Ortada bir gerçek var. Yüzde 63faiziyle Türkiye’yi devraldık. Yüzde 63’ten aldık ve faizi 4,6’ya kadar indirdik, bunu indirdiğimizenflasyon da 6,5-7’ye falan gelmişti. Çünkü benim alanım da ekonomi. İnancım şu,netice ilişkisi. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir ve doğru orantılıdır. Faizi düşürdükçe, enflasyon da düşer. Ters orantılı değildir. Benim tezim hala budur. Olay öyle domates, patates meselesi falan değil. Bunların hepsi hikaye. Onlarmeseleler.”

“2020’de enflasyon dadehaneli rakama gelecek”

Daha önceki sistemde Merkez Bankası Başkanını görevden alma yetkisinin olmadığınıeden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu yeni hükümet sisteminde Merkez Bankası Başkanını da görevden alma yetkisi var. Tabii bu yetki gelince baktım ki Merkez Bankası Başkanıdinlemiyorbildiğini okuyor, görevden aldık. Sağ olsun yeni arkadaşımızla yola devam ettik ve faizciolayını bir kenara koyup şu anda Hazine ve Maliye Bakanımız olsun, Merkez Bankası Başkanımız olsunzaman yaptığımız toplantılarla da yani faizi düşürmemiz gerekiyor. Bakın çok kısa zamanda 2019 yılı içerisinde faizi düşürdük. Düşürdükçe de neredeysehaneli rakamı yokladı. 2020’dehaneli rakamade enflasyon da gelecek. Bu neyi getirecek? Bu bir yatırımı getirecek. Ciddi manada yatırımlar artacak. Eylül 2018’de 24, Temmuz 2019’da 19,75, Eylül 2019’da 16,75, Ekim 2019’da 14, Aralık 2019’da 12. Şimdi buhanelioranına gidiş. Nasıl daha öncesinde 4’e, 4,5’e kadar indiyse, bunda da bir taraftan ülke ekonomisi güçlendikçe, çünkü ne kadar düşürürsek… Dünyaya bakalım, Amerika’daki, Avrupa’dakioranına bakalım. Japonya’da eksi bunlara bakalım. Bunlar buralara ulaşıyor da biz niye ulaşmayalım. Çünkü bunu yaptıkça yatırım artacak. Yatırım arttıkça istihdam artacak. istihdam arttıkça rekabet gücün artacak. Rekabet gücün arttıkça bir de bunun yanında üretimin artacak. Faiz yüksek olunca bunların hiçbiri olmaz. Şimdi biz bunu yakalıyoruz. 2020 inşallah bunun sinyallerinin bizim için verildiği yıl olacak.”

Erdoğan, 2002’de yüzde 58 olan tüketici kredi faizlerinin 2019’da yüzde 16’ya kadar düştüğünü, 2020’de ise artıkhaneli rakama ineceğini söyledi. 

“Ulusal kredi derecelendirme kuruluşu aktif görev alacak”

Türk finans sektörünün öncü kurumlarının bir kredi derecelendirme şirketinin yüzde 85,05 hissesini satın aldığının hatırlatılması üzerine Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu da yerli veolmanın adımlarıdır. Şimdi özelliklederecelendirme kuruluşu risk yönetimi ve borçlanma piyasalarının etkinliği açısından önemli bir görev üstlenerekşirketlerin kredi derecelendirilmesi konusunda bundan sonra daha aktif görev alacak. Tabii çok sayıda ülkedekinitelikli derecelendirme şirketlerinde olduğu gibi yeni ortaklık bankalardan veyapiyasasından borçlanmak isteyen şirketlerin kredi değerliliğini de tespit edecek. Türk finans sektörünün öncü kurumları özellikleAvrasya’nın yüzde 85,05 hissesinin kurucu ortaklarından satın alınması konusunda Japonya Kredi Derecelendirme Kurumu ile şu anda anlaşmaya vardı. Kredi notu sayesinde kaynaklar daha verimli şirketlere gidecek, ekonomide sağlıklı büyüme de böylece sağlanmış olacak. Burada bir şey daha var. Uluslararası niteliğe sahip ve bilinir olma noktasındaki tecrübeye sahip böyle bir kuruluşla özellikle yapılan bu stratejik ortaklıkderecelendirme şirketinin faaliyetlerinin kısa sürede uygulamaya geçmesi ve uluslararası piyasalarda tanınırlığı için de bize avantaj sağlayacak. Bu bizim için çok çok önemli. Yani siz kendi göbeğinizi böylece kendiniz kesmiş olacaksınız.”

“Terörle arasınakoyan herkesle istişare ederim”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “CHP’li belediye başkanlarıyla bir arayamisiniz?” sorusunu, şu şekilde yanıtladı:

“Hiçbiryok. Vakit, saat geldiği andabu arkadaşlarımızla, sadece CHP’li değil tüm büyükşehir belediye başkanlarıyla bir araya geliriz. Çünkü bu iş hizmet ve gönül siyasetidir. Bunu yapmamız lazım. Çünkü bu hizmetler ülkemiz, milletimiz, halkımız için. Vatandaşıma daha iyi bir hizmetin götürülmesi için ne gerekirse bunu yapmak durumundayız. Kaldı ki benim görevim salt bir siyasi partibaşkanlığı değil, aynı zamanda ülkenin cumhurbaşkanıyım, yani cumhurun başıyım. Cumhurun başı olarak dabütün belediye başkanlarımızın talepleri nedir, ne değildir, eksikler nedir, ne değildir, kendilerinden bu talepleri dinlemek, buna göre de onlara yapabileceğimiz destekler nelerse bunları halletmek,milletimizin çıkarına olacaksa. Altını çizdiğim bir yer var. Terörle arasınakoyan, şiddet ve provokasyondanduran herkesle otururum, konuşurum, istişare ederim.”

 

aa.com.tr

En Çok Okunanlar
Tüm hakları saklıdır.